Adım İrving.
-İsminiz?
-İrving
-Efendim
-İrving
-Anlamadım
-İrving
-Hilmi
-Yok İrving
-Kodlarmısınız
-İstanbul, Rize, Van, İstanbul, Niğde, Giresun.
-İrink
-Yok İrving
-İrvin
-Bir de “G” var sonunda
Ah o “G” harfi! İsmimde en zor yer bulan harf diyebilirim.
“Hilmi” örnek tabi. “İrmik”, “İngrid” diyen oldu. Hatta suratıma baka baka, bir kişi “Nilgün” dedi.
Yanlış isimle çağrılmanın yanısıra yaşadığım komik anılarım var. İş hayatımda telefonla bir işyerini aradığımda telefona cevap veren santral görevlileriyle yaşadığım diyaloglara örnek;
-Merhaba, Bay/bayan xxx ile görüşebilir miyim?
-Kim diyelim?
-Irving
-İsminiz?
İsmimi şirket ismi zanneden en az 5 santral görevlisi ile bu tarz diyalog yaşamışımdır.
Bunun gibi, bir kaç sefer yaşadığım diyalog ise çok güzel Türkçe konuşuyor olmamla ilgili.
Kıbrıs Türk Havayolları ofisinde, elinde tuttuğu T.C. Pasaportuma bakan görevli ile yaşadığım bir diyalog;
-İsminiz?
-İrving
-Çok değişik bir isim.
-Evet.
-Çok güzel Türkçe konuşuyorsunuz bu arada.
-Sağolun, sizde.
Bunların dışında aklımda kalan olaylardan biri, petshopta, petshop görevlisinin sipariş ettiğim balığın cinsini “Irving” olarak not etmesi.
Ancak bir olay varki, gerçekten ben bile olayın sebebinin ismimle alakalı olduğunu çok sonra öğrendim.
Üniversiteyi bitirdikten sonra büyük bir turizm acentasında, operasyon departmanında çalışıyordum. Görevim, masa başı olsada iş yoğunluğundan dolayı turistlerin otelden veya havaalanından alınması gibi işleride mecburen yaptığım oluyordu. İlk işe başladığım ay, acenta sahibinin, yakın bir arkadaşının Amerika’dan misafiri gelmişti. Özel ilgi gösterilmesi gereken bir müşteriydi. Ancak şehir içi turunun gerçekleşeceği gün, Amerikalı misafirimizin otelden alınması unutulmuş. Boşta rehber olmadığı için departman müdürü misafirleri benim almamı istedi. Hemen bir transfer aracı ayarlandı, elime telsiz verildi ve kendimi, otelde, misafirin yanında buldum. Açıkçası çok stresliydim. İlk defa birilerine İstanbul turu yaptıracaktım. İsminin ne olduğuna bakmaya fırsat bile bulamadığım beyefendiye ingilizce “Merhaba, adım Irving. Rehberim. Acentadan geliyorum. Nasılsınız?” dedim. Bunu dediğim anda, adamcağız cevap bile veremeden, yan koltukta oturan bir kişi “Ben de acentadan geliyorum. Rehber Çağatay” dedi. Ben o an ne kadar mutlu oldum anlatamam. Şirkette rehber Çağatay diye birinin olduğunu biliyordum ancak işteki ilk ayımdı. Tüm rehberlerle tanışmamıştım. Üzerimden bir yük kalkmış oldu. Sonra çok kısa bir süre içerisinde aramızda şu diyalog geçti.
-Oh süper. Aracın var mı?
-Var.
-İstanbul’u biliyor musun?
-E heralde biliyorum. İstanbulluyum.
-Telsize ihtiyacın var mı?
-Gerek yok.
-Ok. Görüşürüz.
Ben rahatlamış bir şekilde otelden, şirkete döndüm. Operasyondaki arkadaşlara rehber Çağatay’ın geldiğini, turu ona devrettiğimi söyledim. O günkü telaş bitmişti. Ancak ertesi gün acenta sahibi gelip, neden misafirlerinin şehir turunun yapılmadığını sordu. Operasyon departmanı şokta tabi. Cevap hazır “Tur yapıldı. Rehber Çağatay yaptı.”. Ancak rehber Çağatay turu yapmamış. Herkes şaşırdı. “O zaman oteldeki kimdi?” diye hepimiz birbirimize, hatta herkes bana baktı. Kimse birşey anlamamıştı.
Olaydan bir ay sonra, turizm acentamızın sahibi ve Amerika’dan misafirleri gelmiş olan yakın arkadaşı, bir yerde beni uzaktan görmüş. Beyefendi, acenta sahibine beni göstererek “işte o gün bizimle dalga geçen, isminin Irving olduğunu söyleyen kişi bu.” demiş.
İşte o gün herşey anlaşıldı. Beyefendinin misafirinin ismide İrving’miş. Kendimi İrving diye tanıtınca dalga geçtiğimi düşünen beyefendi, bana kızıp mecazi olarak bana rehber olduğunu söylemiş. Tesadüfe bakın ki, rehber ismi olarak Çağatay ismini uydurmuş. Bizim şirkettede Çağatay diye bir rehber olması sebebiyle, olaylar bu şekilde gelişmiş. Ama be arkadaş, “Aracın var mı?”, “Telsiz ister misin?” gibi sorular soruyorum. Hatta sizi oracıkta bırakıp gidiyorum. Şu egonu yen. “Hey nereye gidiyorsun? Delimisin?” falan diye bir sor. Sonuç, o gün misafirler şehir turu yapamadılar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder